Güzel bir Ramazanı geride bıraktım..bir kaç yıldır
geçirdiğim en güzel Ramazandı..Yok yok hayatımın engüzeli. Öyle çok çok özel
şeyler yapmadım aslında ama yine de mutlu an oranım oldukça yüksekti diyebilirim.Bunda, canım eski
öğrencilerimin -ki artık yeni dostlarım oluyor kendileri- katkıları çok
büyük.Ülkemin yaşadığı acıların ,kalbimi derinden acıtmasını saymazsak
huzurluydum diyebilirim. Bu acıları aynı dili konuştuğum,kalpdaşım sevgili
kızlarımın yanında geçirmek de ayrı
şanstı benim için..
Oruç benim için zor bir ibadettir, başım çok ağrır,midem
rahatsızlanır..Ama bu yıl,Ramazan öyle bir geldi ki , tatlı bir rüzgar esintisi
gibi adeta..Ruhum ve bedenim dinlendi. Hele ilk hafta, bir çorbayı üç gün
içtiğimden ve sahuru da sadece hurma ile yaptığımdan bedenim ciddi anlamda dinlendi diyebilirim.
1.Bölüm

İlk dışardaki
iftarım, Ramazanın ilk Cuma akşamı; Mervenin arkadaşlarıyla yapacağı Sultanahmet
iftarına davet etmesi ile başladı..Uzun ve yorucu trafikten garip bir zevk
alarak girdiğim Üsküdar da ,nasıl park edeceğim diye dert ederken ,trafiğin
yavaşladığı bir anda, herzamanki gibi bulduğum ilk fırsatta camdan yandaki
arabaya , ‘’pardon,nereye parkedebilirim acaba’’ diye seslendim ve yardımsever vatandaşlardan birisi ‘’ ben
çıkıyorum abla, gel buraya’’ dedi.. Marmaray’ ın karşısında bulduğum park yeri inanılmaz
derecede mutlu etti . (.Sevgili yurdum insanı,tesekkür ederim )..Marmarayın
önünde Merve ile buluşup, Sirkeci de indik ve Sultanahmet’e doğru
yürüdük..İnanılmaz derecede sessiz,boş, egzotik bir yoldu..Ramazanın ilk
günlerinin etkisi mi, bir kaç gün önceki Vezneci patlaması mı sebep oldu
bilmiyorum ama Lokantalar bile boştu ve her yerde durmak istedim..Ayrı bir
ülkede gibi hissetim kendimi.. Mervenin arkadaşları, Sultanahmette,dikili taşın
hemen yanında , çok güzel bir yer tutmuşlardı . Herkes birşeyler getirmişti; sarmalar,
poğaçalr, salatalar...Atmosfer ruhumu
dinlendirdi..Taze çay da hemen arkamızda, tatlı bir amca satıyor..Akşam
namazımızı kılıp biraz daha o güzel mekanının havasını soludukdan sonra yine Marmarayla
döndük..Üsküdar dan Beykoz a doğru yol boştu ve deniz
,ışıklar,gece,müzik..Bütün bir geceyi mütebessim bir ifadeyle geçirdim
diyebilirm..Beykoza Şenaylara geldiğimde sahur olmuştu ..
2.Bölüm

İkinci haftaya da az yemeli,bol uyumalı giriş yaptım. Ev- okul arasında Cuma
gününe kadar gittim geldim.Cuma günü i Kastamonudan canım öğrencilerimle çadırda
iftar yapma kararı aldık..Trafik dolayısıyla bu kez Üskudar’a giremedim bile..Yine camdan sorduğum bir
amca,’Aman kızım hiç inme aşağya, şurdan bir ara sokağa koy’’
dedi..Fıstıkağacından aşağı arabalar duruyor gibiydi,ilk sağdan saptım..Nezih
bir mahallede bir yeri gözüme kestirdim,esnafa sordum hemen ‘’ abi buraya park
ediliyor mu’ ..Onayı aldıktan sonra başladım denemeye,ama öyle dar ki,ileri
geri..Kan ter içinde kaldım..Karşıdan bakkal
seslendi. ‘Çok kalacak mısınız ‘’ Ben de evet dedim,çok kalıcam,iftara geldim.’’
.Adam dükkanının önündeki park edilmesin diye konulan plastik üçgen şeyleri
kaldırdı ve’ gel buraya koy o zaman, orası çok yol ağzı ‘’’ dedi..Ben ,çok
kalacaksan koyma oraya falan diyecek sanmıştım ki, bana harika bir park yeri
verdi..Minnet ve mutlulukla arabayı park edip, Üsüdar a doğru yürüdüm-nerdeyse bir saat
sürmüş-Havalara uçarak gittiğim için mesafeyi fark etmemiştim ama dönüşte
iliklerime kadar hissettim doğrusu
Jİftara ancak
yetiştim..Sahil boyu kurulan çadırın
sadece üstü kapalı, altında masa sandalyeler güzel bir intizamla konulmuş..Uzun
bir de sıra da var ama Allahtan kızlar
erkenden gelip yer tutmuşlardı ..Oturduk ve tam ezan saatinde sıcacık
çorbalarımız, pidemiz,hurmamız,suyumuz her şeyimiz vardı..Etli pilavın -
inanılmaz lezzetli-,ayranı ve üzerine tatlısı..Her şey öyle ince düşünülmüş ve
orgaznize edilmişti ki..Bu zenginliğe ve iftarımızı ettiğmize ‘’ Elhamdülillah’’
dedik ve küçük paketlerdeki tatlılarımızı
çantalarımıza alıp, çayla yemek
üzere Kuşkonmaz Camiine yol aldık.
Cami ,kız kulesine yakın, hemen sahilin
yanıbaşında....Nasıl dinlendirici,nasıl güzel anlatılmaz, yaşanır..Avlusunda
kütüphanesi, şadırvanı, denize nazır kısmında taşdan pencereleri..Huzurla örülmüş küçücük bir yer...Yan bahçesinde ,çok görünmeyeceğimiz kadar
karanlık bir yerde,çimlerin üzerine oturduk. Karşımızda deniz ve Dolmabahçe, Topkapı ve bir cok tarihi binanın ışıkları, yukarda
yıldızlar..Heryere götürdüğüm termosumu sırt çantamdan çıkardım ve
çaylarımızı tatlılarımızla birlikte içtik..Kah ayaklarımızı toprağa
bastık,kah uzandık..İyice dinlendikten sonra Kız kulesine doğru
yürüdük..Yine şansımız yaver gitti ve
güzel bir yer de orda bulduk .Ayaklarımızı denize doğru uzatarak Salacakta,kız
kulesine nazır dinlendik,sohbetler ettik, dertleştik.Ruhuma iyi gelen güzel
kızlarımın gitmesine yakın
arkadaşım geldi onunla ve kızıyla da vbiraz vakit geçirip ,arabaya
doğru inanılmaz uzun bir yol alarak ,yine tam sahur saatinde Şenaylardaydık
J

3.Bölüm ''Çağla''
Bu kez bol uyumalı bir hafta olmadı,bol iftarlı bir hafta
oldu..Artık aç kalmak hayatımın bir parçası haline gelmişti ve bundan çok zevk
alıyordum.Günlük hayatta ne kadar gereksiz
bir sürü şey yediğimizi ve hayatımıza engel olduğunu düşünmedim değil
doğrusu.Bu hafta beş yıldır görüşmediğim
eski öğrencim Çağlacımdan bir mesaj aldım.Bana geliyordu..Çarşamba günü
onu Kavacıktan aldım, yemek yedik,sohbetler ettik.Beş yıl değilde beş gün önce
ayrılmış olsaydık daha farklı olmazdı sanırım.
.Diğer gün okuluma geldi, köyümü
gezdik..Ve akşama doğru Riva’ ya gittik...Yemyeşil ormanların içinden, virajlı
yollardan kimsenin olmadığı yerlerde son ses müzikler eşliğnde eğlenceli bir yolculukla Riva da gün batımına yetiştik..Sahilde
ayaklarımızı kuma ve birazda denize soktuk..
Ve
iftara Köye geri döndük.Aynı apartmandaki arkadaşım ,davet etmişti.Hemen
hemen tüm arkadaşlar ordaydı..İftardan sonra
biz Çağla ile İstanbul gecelerine kaçtık..Polonezköyün,Beykoz un yolları
çok güzeldir.Ağaçlar altından geçerek denize ulaşırsınız..Karşını uğultusu da
yoktur oralarda..Trafiğin olmadığı saatlerdeyseniz ,hele bir de güzel müzikler
varsa arabanızda , kendinizi bir filmin içinde sanırsınız..Şarkılar eşliğinde,Beykoz
sahilinde, Kanlıcada, Anadolu Hisarında ,sahil yollarında ...sahur saatine
geldik..
İstanbul; öyle güzelsinki,; gecelerin
ayrı güzel ..Sakin ,dingin, ılık rüzgarlı ve sevdiklerinle apayrı
anlamlı......Çengelköye yoğunluktan giremesek de, Çengelköy Börekçisinden
böreklerimizi alıp, Ramazanın üçüncü Cumasının gecesinde
de sahura Şenaylara geçtik,ve yine boğaz manzaralı balkonunda sahurumuzu
yaptık.
4.Bölüm ''Teknede iftar''

Ve son haftam..Bu hafta da arkadaşlarla,
öğrencilerimler bol iftarlı geçti..Ama
asıl damgasını vuran iki gün var ki ,ruhumu hakikaten dinlendirdi...Çarşamba
günü Feyza ve Merve ile Üsküdar’ a doğru
teknede iftar yapmak üzere yola
çıktık..Bir gece önce bana gelmislerdi ve iftarımız, sinema saatimiz, sahrumuz
ile ülkemle ilgili acı habere kadar harika bir gece daha yaşamıstık.Diğer gün,iş
çıkışı orman manzaralı yollarımızdan, İstanbul trafiğine daldık.Biraz zor da
olsa Üskudar da yine harika bir park
yeri bularak iskelede Ayseciğimizle bulustuk..Teknede iftar, İstanbulda hep
yapmak istediğim bir şeydi ama kısmet olmamıştı..Feyzamın organizatörlüğü
sayesinde ,biraz da şansımızdan ,bizce,iskeleye yanaşan en harika, en boş, en
dinlendirici tekneye bindik..Ama tekne ya da yemekler nasıl olursa olsun ,biz her
halukarda mutlu olmaya hazırdık,belki de
onda bu kadar güzel gelmişti.Şans bizden yana olmaya devam ediyordu, en güzel
manzaralı yer bizimdi,harika bir hava vardı , ayaklarımı uzatıp, akşamın
ışıklarında sohbetlerimiz eşliğinde Ortaköy,Rumeli,Emirgan.Kanlıca
...Yalılardaki evlerde ışıklar açıktı,içleri çok net görünüyordu.Küçükken en
çok sahip olmak istediğim o oyuncak evlere o kadar benziyorlardı ki..Hele
koltuklarda oturan, alt katında ve üst katında
çeşitli yerlede duran insanlar oyuncak bebekler gibiydiler...Oraya
gitmeden önce kalbim daralıyordu,derin bir hüzün vardı içimde .Çok iyi gelmişti
doğrusu..B u şehir böyleydi işte, acıdan kavrulsan da, mutluktan uçsan da, bir
manzaradan diğer manzaraya geçişi gibi,bir duygudan diğerine gark ediyordu
insanı...
Ve gece yeni bir maceraya atılmak üzere devam ediyordu.E5
yolları arayısımız, gece gece ev taşımalarımız apayrı bir macera ama en önemlisi, gecenın
sonunda Merve ile öyle bir terastaydık ki ,Boğaziçi köprüsünün bir ayağı sanki elimle
tutacak kadar yakındı.Köprüler neden bu kadar hipnotize edici bir etkiye
sahipti.Yorguluktan ölüyordum ama oradan ayrılmak da istemiyordum.Mervecimin hazırladığı sahurda manzaraya nazır ,çaylarımızı yudumlarken bunun üzerine konuştuk birazda..Üzerinden ışıklar,hayatlar geçiyor ve
hiç durmuyor.Kimler gelmiş,kimler geçmiştir..Ölümünden az önce, ,
doğumundan belki, terkedilmeden,işinden, mezuniyetinden.....Işıklar sürekli hareket
halinde idi. Öylece saatlerce kalabilirdim ama artık vücudum iflas bayrağını
çekmişti,ve manzaranın hemen yanına kıvrıldım.
Son gün..
4.Bölüm '' Arnavutköy''
O günün sabahı,dört gibi yatıp,şiddetli yağmurun etkisiyle
yedi gibi kalmıştım..Biraz da aynı
manzarayı yağmurda seyredip keyif alırken , biryandan da yolumun uzunluğunu ,okula gitmeyi ve yağmurda
araba kullanmayı dert ediyordum..Geri yatıp biraz daha uyudum ve uyanır uyanmaz yağmurlu İstanbul
sabahında Beylerbeyi yokuşundan aşağı
,gece denizinde gezdiğim yerleri şimdide karadan sahil boyu geçerek okula geldim..Yollar bomboştu..Yağmurun
etkisiyle yeşil daha bir yeşildi...Cama vuran yağmur damlaları ve Ferhat Göçer
eşilğinde köye geldim..Kalbim mütmaindi ama vücudum bir hafta uyuyunca
geçecek kadar yorgundu... Feyza haftalar
önceden Arnavutköy Sosyal Tesislerinde yer ayırtmıştı. Okul çıkısı bir iki saat
uyuyp giderim diiyordum ama bir kaç gündür bozuk olan kombi için ustalar
gelmişlerdi ve işleri akşam yedi gibi bitti..Ustalar gelecek olunca,
gelemyeceğimi söylemiştim..Ama son bir
mesaj mydı,arama mıydı, çok içten bir şekilde gelen o davete hayır diyemedim ve
kendimi arabaya attım..Ne iyi etmişti, ne iyi etmişti tekrar aramakla anlatamam..Önce
sakin bir yol bulup Kanlıca ya geldim ve yine çok şükür ki park yeri bulabildim
hem de isklenin çok yakınında...Tarihi Kanlıca Yoğurtçusunun önünde,boş bir
bankta denize doğru oturarak, Emirgana götürecek motoru bekledim. On dakika
içinde geldi,elini uzatsan boğazın sularına dokunacak kadar küçük motorla
karşıya geçerken sürekli ‘’ Elhamdülillah’’ diyordum..Mavilik, yeşillik,yalılar,
köprü ,motorun hareketiyle esen rüzgar ve hareket içindeki dinginlik..Burası
bile yeterdi bana ,bundan sonra bir yudum su ile açsam da olur orucumu,ruhum
doydu diyordum içimden..İndikten bir kaç durak sonra Arnavutköydeydim.Kızlar
yetişebileceğimi düşünmemişlerdi, onları görünce mutluluğum daha da arttı..Daha
önce nasıl burayı keşfetmemişim bilemiyorum, ama manzarası ,hizmeti,sunumu ama
daha da önemlisi lezzeti bir harikaydı..Harika bir iftar sofrası..Her şey ayrı
mı güzel, özel olur.Hurmadan zeytine, çorbadan tatlıya..Her şey ince ince
düşünülmüş ve çok kaliteli malzemelerle
yapılmıştı..Bilen bilir,benim midem ufacık bir hileyi hemen farkeder..Bu akşama
vesile oldukları için kızlara teşekkür ede ede yemeklerimiz yedik..Çay ikramı
da üzerine ilaç gibi geldi doğrusu..Gelde sevme güzel yurdumu..İtalya da doğru
düzgün bir şey ikram etmeleri şöyle dursun, oturmaya ayrı para verdiğimizi
düşününce ,üzerine gelen çayımızı bal kaymakla içmek de ayrı keyifti.

Oradan
Emirgana doğru sahil boyuyürüyüşe başladık..Kah
fotoğraf çekiniyoruz,kah bankta oturuyoruz,Bebek, Rumeli Hisarı derken birden
aklıma motor saati geldi.Saat on bir buçuğu geçmişti. Rumelihisarı
sahilinde üç amca birer tabure
koymuşlar,sohbet ediyorlar.Onlara Kanlıca motorlarını sordum ,’’ooo,dediler
hayatta yetişemezsin,Emirgan da o bitmiştir.’’’’O zaman Yeni Köyden Beykoz a
geçeyim bari ‘’dedim, ‘’o da olmaz kalırsın oralarda’’ dediler.. Ben ne yapıcam
şimdi,sabah okul var derken amcalardan birisi kalkmaya hazırlanan bir tekneye
el etti..Gitti konuştu durumumu, olumlu davrandıklarını görünce..Kızlarla
vedalaşmaya gittim,onlar bu arada fotğraf çekiniyorlar..Karşıda lüks bir
lokanta var, onun özel teknesiymiş bu,direkt lokantaya çalışıyor.Kızlar da
benimle tekneye doğru geldiler ve birden onlar da gelebiler mi dedim..Tabiki
dediler, teşekkürler ederek bir kaç dakika içinde bir sürü duyguyu bir arada
yaşayarak mavi ışıklı ,adeta denizin üstündeki lokantaya yol aldık.

.O sırada
çok garip bir olay oldu..Merve bu durumu Şirinlerdeki , mavi aya benzetti..Gerçekten
bizim için büyülü bir andı..FSM nin altından geçiyorduk,köprü o anda i maviydi
ve arabalar sanki yavaş çekimde hareket ediyordu..Bir gece önce tekne gezisi
yapmıştık ama bu başka bir şeydi..Köprüdeki araçlarla aynı yönlü hareket
ediyorduk fizikteki bağıl hız konusunun
bu derece etkileyici olabilceğine ben bile inanamıyordum..Özel bir tekneyle
boğaz da ayrı bir keyifmiş doğrusu..Lacivert adlı mekana geldik, hoş bir
yabancı müzik ile karşıladı .Hoş bir ışıklandırması vardı.Bizim oraya ait
olmadığımız her halimizden belliydi ama bu bizi hiç ilgilendirmiyordu
doğrusu..Işıklandırılmış basamaklardan yukarı çıkarak, kara kapısındaki çıkışta
bekleyen valelere de kolay gelsin diyerek caddeye çıktık.Fotoğraflar çekinerek,
yaşadığımız maceranın sarhoşluğu ile on
dakika sonra arabayı bıraktığım yerin yanındaki duraktaydık..Ama bir sorun
vardı, bu sefer de kızlar karşıya gidemiyordu..Çünkü Üsküdar arabaları da,
Mecidiyeköy arabaları da bitmişti..Hadi o zaman benim köye dedik ve yollara
vurduk,tabiki müzikler eşliğinde ....