15 Mayıs 2020 Cuma

DÖVİZ KURU VE KİLOLARIM

Bugün kıyafetlerimi toparlarken  farkettim ki , kilolarım ile ülkenin döviz kuru ne kadar da birbiriyle uyumlu. 15 yıldır ; 40 lar, 50 ler , derken 55 olduğumda inanılmaz kilo aldım sanmıştım. Komik miş aslında .. Her kilo alışımdan sonra aldığım yeni kıyafetlerle , kamufle ede  ede o kilomu benimsedim . Ardından 60 lar geldi. O ilk toslama anları, ‘ Nasıl yaşanacak , korkunç ‘ derken Zamanla daha rahat kabullenir, hatta dalga geçer oldum. Bazen hızlı artışlarda , yaz başlarında , hiç bir kıyafete sığamayınca küçük çapta kalp krizleri geçirip sonra bir kaç kamuflaj ile yine unutur oldum. Aslında hiç unutmuyorsun da ilk andaki etkisi kalmıyor ve hep bir öncekini arar oluyorsun .Uzun vadeli olmayan düşüşler umudu canlı tutarken , ibre aslında hep yukarıyı gösteriyor.Şimdi geçen yıldan ayırdığım, gelecek yıl kilo veririm dediğim , nasılsa düşer diye beklettiğim onca kıyafet bekliyor , ibreler 70 leri gösteriyor. Euro ise 7 lerde... Umudum var ki vazgeçemiyorum cânım elbiselerimden , hadi verirsem :)


Not: Bu yazıyı geçen yıl yazmıştım.12 Marttan bu tarihe kadar ülkecek karantinadayız ve bu kez tüm ülkenin kiloları ile döviz kuru uyumlu bir yükselişte.Evde ekmek yapmakla başlayan serüven çığrından çıkmış bir halde.  Son günlerde Euro 8 lere dayandı, kilolar ise 80 lere..

Anneler Günü

Malum gün geldi ve reklamlar;  Çağan Irmak filmlerini aratmıyor . Her yerde bol duygu sömürülü pazarlama stratejileri ..
Annelik sanırım dünyadaki en özel durumlardan biri . Aynı zamanda ilginç olan bu durum , kadının çocuğunu önce karnında taşıması , sonra da bir ömür boğazında bir düğüm olarak taşıması olarak devam ediyor .Ya çocuk için ? Kişilik gelişimden , duygularının oluşumuna , sağlığından , sağlıklı karar vermesine  kadar kişiyi o kişi  yapan her şeyin mimarının bir nevi bir insana bağlı olma durumu . Aslında bir bakımdan çok trajik bir durum... “ Yok ben hiç benzemem anneme “ falan diyenler için , DNA nınızın en kilit noktalarına saklanmış her şeyde siz annenizsiniz ... Hayatını bu kadar etkileyen bağlılık o kadar çok insan için travmatik durumlardır ki ; Yanlış davranışlara maruz kalan çocuklar , istenmeyenler , dayak yiyenler , çocuğunun tacize uğradığını bildiği halde susan annelerin çocukları ve dahası  anne yokluğunu iliklerine kadar hissedenler ...
İşte tüm  bunlar yüzünden, bazı  çocuklar için de, “ anne kavramı”  boğazlarında bir düğümdür .
Her anneler günü reklamını  izlediğimde , her gözümüze gözümüze sokulan duygusal sahnede ben çok daha fazla duygulanıyorum ve kapatmak istiyorum kimse görmesin diye . Allah’a  şükür annem  sağ, yoksa nasıl hissederdim bilmiyorum. ..Gün kutlanmasın mı , kutlansın ama  lütfen sessizce . Eski Ramazanlarda İstanbul da oruç tutmayan ecnebiler, oruç tutanlara  saygısızlık olmaması için , mahallelerinde  çocuklarına tembih ederlermiş , sakın bir şey yemeyin  diye ... Bu hassasiyetle kutlanmalı işte . Kimsenin acıyan ya da  kabuk bağlamış yaralarını kanatmadan, kimsenin fazlasını eksiğini gözüne sokmadan ..
Anneler günü reklamlarının kesinlikle yasaklanmasını istiyorum. Bunları bir çok insanın duygusal acısına saldırı olarak görüyorum. Bir sürü yetim var, yıllarca uğraşıp evlat edinememiş çiftler var, evlatlarını kaybetmiş insanlar var...Allah annesizlere, evladını yitirmişlere sabırlar versin diyorum. Anneliğini, kutsallığı ile yapmış tüm annelerin gününü kutluyorum .

9 Nisan 2020 Perşembe

Tutunamayanlar

Tutunamayanlar
Geçen yıl okumaya başlamıştım , oldukça da merakla okuyordum ama, ne olduysa yarım kalmıştı. Yakınlarda  tekrar başladım ve  az önce bitirdim.
Kitaba dair çok şey var söylenecek.. Öncelikle benim gençliğime ya da günümüze ait öğrenci dertlerinin aynı olması çok şaşırttı beni . 1970 lerde de ders çalıştıran anne babalar , sınav kaygısı, başarılı çocukların mühendis doktor yapılması telaşı varmış.Kitap bu anlamda 70 lerde değil de , 90 larda yazılmış gibi , 2000 lerde lisede olup okuyanlar da aynı şekilde düşünüyorlarsa , kitabın evrenselliği de ortaya çıkıyor.
Başka açıdan bakacak olursak da , başından sonuna kadar boğazımda düğüm bıraktı.. Bu kitabı , bir kütüphanede gezerken alalade elime alsaydım, daha önce hiç duymamış olarak başlasaydım, başkalarının da benim kadar etkisinde kalacağını, beğeneceğini düşünmezdim.Çünkü ben de Selim gibi hayatı tahlil manyaklığı ile geçmiş, psikoloji ile fizik, matematik ile felsefe Kafka ile Zweig arasında bocalayan bir çizgi de derinlemesine analizler yapıp, gözümün önündeki şeyleri çözemeyen biri olarak diğer insanları da Selim in gördüğü gibi “ diğerleri “ olarak görür ve derdim ki , bunu ancak Tutunamayanlar anlar... Ama bu kadar tutulmuşsa “ tutunamayanlar “ Ya yalnız değiliz bu dünyada -düşündüğümüz kadar,-bizim gibilerden baya  var. Ya da bir vakaya bakan doktor edasıyla, soğuk kanlılıkla okuyabilmiş, empati kurabilen ciddi bir okuyucu kitlesi var.. İkisi de şahane . Bu kitabın sevilmesi çok önemli bence ...

Şimdi çevremdeki hassas ve  zeki çocukları tespit etmek istiyorum.. Ellerinden  kitapları almak istiyorum öncelikle- Bırak tüm dünyayı anlamasınlar, empati kurmasınlar -, fizik problemleri ile boğuşmasınlar, ya da saçma sapan ezberlerle , sahteliklerle uğraşmasınlar ,çıkarcı dünya düzeninin bir parçası olmasınlar istiyorum... Çünkü başedemiyor tutunamayanlar....Onları bir adaya bırakmak en güzeli, biraz boya kalemi, biraz kağıt ile..Ütopik tabiki benimkisi.. Biz de bu eğitim sistemi olduğu sürece ancak “Tutunamayanlar dan“ yaparız duyarlı ve okuyan çocukları... Göbeğini kaşıyanları , iki satır okumayanları da emlak zengini kıroların ve kadın versiyonlarının ordusuna katarız..Bir de asla tutunamayan olmayacak olan, ama kaliteli olan okumuş insanlar var ki , onların hali iTurgut un, Selimin ölümünden önceki hali gibidir. Tüm anne babaların , toplumun istediği hâl işte tam da budur. Onları ben de alkışlıyorum 👏🏻👏🏻 Severek izliyoruz. Ama bu bay ve bayan mükemmeller ince bir çizgidedirler her daim .Kendilerinde olmazsa çocuklarında , çekinik bir gen gibi bir sonraki kuşakta çıkacaktır ...

Böyle garip duygular içindeyim işte.700 sayfalık kitapta öyle çok altını çizdiğim yer olmuş ki, onları dönüp okumak istiyorum şimdi de. Bir de kitaptan konuşmak istiyorum..Kim ne bulmuş, ne hissetmiş... Turgut un, Selim i tanıyanları araması gibi, okuyanlarını bulmak istiyorum. Neymiş bu kitabı bu kadar ünlü yapan... Keşke kitap tahlil günleri yapılsa.. Bir gün “Dönüşüm”, bir gün “Tutunamayanlar “ bir gün başka kitap... Okusak ve konuşsak, aynı dili konuşsak...

6 Kasım 2019 Çarşamba

İSTANBUL'A VEDA


     En güzel ayrılık,  İstanbul ,senden ayrılışım..Gideceğim yeri daha çok sevmemden mi bilmiyorum hislerimin nedeni. Sen inanılmaz güzelliğinle insanları büyülüyorsun ama kirlenmiş ve gürültülüsün aslında..Bir anlık mutluluk için saatlerce bekletiyorsun,verdiğin keder yaşattığın hazzın yanında hiç kalır. Huzursuz bir mutluluk ve hep yoksunluk hissi hissettirdiğin ...Yaşlanmış ve kirlenmişsin ..Asaletin kölelerini çevrende tutmaya yetse de, sana hayranlığım ayda yılda bir görebileceğim yüzün için çektirdiklerine değmez..Senin gizli esaretinden kurtulduğum için mutluyum, hastalıklı aşkından arındığım için mutluyum...Gidebilme ihtimalinin olduğu ama belki de yıllarca gitmediğim yerlerini ; gitttiğim şehirde zaman zaman sayıklayacağım ve  'İstanbul da olsam şimdi şuraya giderdim 'diyeceğim kesin. Ve inan İstanbul da yaşarken  oraya gitmek , o şehirden kalıp gitmekten çok çok farklı değil aslında  ,bunu unutmayacağım. Seni özleyeceğim ama seninle yaşamayı hiç ama hiç özlemeyeceğim..Her ulaştığım yerde, her saygın tavırda,her ferah evde,her huzurda ve sayamayacağım kadar çok şeyde  ayrıldığım gün için şükredeceğim ve seni en çok bu şükür anlarında anacağım.

9 Mart 2018 Cuma

kharkov-Özet


KHARKOV ÖZET
  1. Evet  gerçek, bayanları güzel. Güzel olmaktan da ziyade mütebessim ve kibarlar
  2. Bayrağı sarı-mavi Sarı renk,tek geçim kaynakları olan buğdayı, mavi ise gökyüzünü, barışı temsil ediyor. Ekonomileri çok da iyi değil.
  3. Türkiye’den uçakla 2 saat sürüyor.( Uçağın içi milli maça giden bir kafile gibi.)
  4.  Hava mart ayında bile kar buz…-8,-14 vs..Hazırlıklı giderseniz çok da üşümezsiniz. Ama Türkiye’den hazırlıksız giderseniz  de hiç üzülmeyin.. Bir çok outdoor  marka Türkiye’den ucuz ve bol çeşit var.
  5.  Kharkov ; Kayseri, Konya, Kastamonu ,Erzurum gibi…Karlar altındaki anadolu şehirlerimiz büyüklüğünde
  6.  1tl = 7 Grivna ..Bunu yazabilmek bile çok güzel ..Ama çok sevinmeyin harcamalar Türkiye ile hemen hemen aynı fiyata ya da biraz daha ucuza  tekabül ediyor
  7.   Ulaşımı oldukça rahat…Metrosu tramvaya benzese de görülecek her yerin yakınında istasyonu var ve bir bilet 4 Grivna ..1tl bile etmiyor yani
  8.   Her istasyonun, durağın yanında prefabrik gibi küçük beş altı taburelik çay, kahve, atıştırmalık  vb. için camekan gibi mekanlar var.. Soğukta beklemek yerine ,sıcak bir mola yerleri…
  9.   Şehre varır varmaz bir Ukrayna hattı alın ve bir taksi durağı numarası edinin. .Nerede olursanız geliyorlar ve size gelecek arabanın plakasını ve ücretini mesajla bildiriyorlar. Yarım saatlik yol yaklaşık 15tl tutuyor
  10.  Restoranlar ,  kafeler oldukça makul fiyata ve güzeller. İlk defa bir yurt dışı seyahatimde Türkiye'den bir şeyler götürmek zorunda kalmadım. Güzel bir duyguymuş.
  11.   İngilizce bilen çok  çok az kişi var. Kirilce alfabesi kullanıyorlar.. Yanımda Ukraynaca bilen  arakadaş olmasaydı, Avrupada gezmekten çok daha zor olurdu benim için.. Çünkü yazılan hiçbir şey anlaşılmıyor.
  12.  Kadınlar her yerde çalışıyor. Yolda kar kürüyenler, soğukta bilet kesenler, bekçiler, askerler… .Erkekleri taksiciler dışında çok fazla görmedim. Kadınları bu kadar ağır işlerde çalıştırıldıklarına göre çok da değer vermiyorlar gibi geldi.
  13.  İnsanlar dingin ve mutlu görünüyor.. Bizdeki gibi bir telaş gözüme çarpmadı.
  14.  Parkları güzel ve geniş.. Karın kışın ortasında ,akşamları baharda gezermişcesine ailecek parklarda yürüyüş yapıyorlar..
  15.  Her yerde gençler var, Üniversite şehri olduğu içinmiş.
  16.   Gezilecek yerler olarak; parkları, teleferiği, iki tane meydanı, savaş müzesi, opera binası , tarihi tren istasyonu vs. var.  Güzel bir planlamayla bir günde, rahat rahat da iki tam günde bitirebilirsiniz. Ünlü gece hayatına gelince ben bilemiyorum J Ama pavyon gibi bir şey düşünmeyin,damsız girilmeyen kaliteli  mekanlar olduğunu söylüyorlar..

KHARKİV-UKRAYNA


Kharkov
‘’ Hocam, Ukrayna Kkarkov’a uygun bilet var, gelmek ister misiniz? ‘’

Her şey bu cümleyle başladı. Ukrayna benim gezi listemde olan bir yer değildi açıkçası.. Hakkında, rüşvet ve gece  hayatı dışında pek de bir şey duymamıştım…Türk erkeklerinin de akın akın gidişinden çok haz etmeyeceğim bir yer olarak aklımda kalmıştı. Gitmeden iki gün önce hava durumuna bakmayı akıl edince korkudan dondum..’-10 ‘larda ,karlar altında..  Mart  ayında böyle bir hava hiç ama hiç beklemiyordum….Gitmeden önce İki gün boyunca  kar botu, eldiven, bere, termal kıyafet arayışına girdim. Kiev den yeni gelmiş bir arkadaş soğukla ilgili öyle şeyler anlatmıştı ki ciddi anlamda korkarak yola koyuldum..
Cuma gecesi bir saatlik rötarla ,milli maça gider gibi bir kafileyle ,iki saatlik yolculuktan sonra gece   saat  3 sularında Kharkow a vardık. Anadolu şehirlerindeki gibi küçük olan havaalanından çıktığımız anda tipi, kar ve soğuk öyle bir karşıladı ki anlatılmaz.. Koyunlar soğukta küren denilen guruplar oluştururlar ,bilen bilir....Taksi bekleyen kişiler bir anda kürenler oluşturduk.. Havada kar aydınlığı vardı ,her yer net görünüyor ...Korsan Taksiler üç dört katı fiyat isteyerek bekliyorlardı. Hakiki Taksileri şehirden ancak telefonla çağırabiliyorsun, ama elimizde  telefon da  yok. Arkadaş karşıdaki otele gidip, oradan taksi çağırtabilceğimizi  düşündü.. Oraya doğru yürüdük ve buna gerek kalmadan yol kenarında bekleyen boş bir taksi bulduk. Hemen hemen yarı fiyatına otelimize geldik. Sabah arkadaşın getirdiği sucuğu sucuklu yumurta yaptırdık, ben de yanına zeytin koyunca kahvaltımız türk  standarlarına  ulaştı. Otelimizden geze geze metroya,oradan da  şehir merkezine vardık. .Önce tarihi tren garlarını ziyaret ettik. Arkasında tekrar metroya bindik ama yanlış istasyonda inince taksi ile donmuş bir nehre geldik. Biraz fotoğraf çekindikten sonra da şehir merkezine doğru yürüyüşümüz başladı. Belediyecilik anlayışı pek bizdeki gibi değil..Her yer kar…,Yolları tuzlamak falan yok. .Ama öyle trafik falan da yok.. İnsanlar böyle yaşamaya alışmışlar.. Spor mağazalarına uğrayarak şehir merkezine geldik. Colombia, merrel …gibi markaların fiyatları Türkiye ye göre oldukça uygun.Buraya gelmeden önce piyasayı öyle bir gezmiştim ki, fiyatları o yüzden iyi biliyordum.. Bu arada en mutlu eden şey ise 1TL ‘nin 7 Grivna olması..İlk defa paramızın değerli olduğu bir yere gelmiştim..50 kuruşa metroya biniyorduk, yarım saatlik yer taksi ile 15tl falan yazıyordu.. Taksilerle ilgili ilginç bir bilgi vermek istiyorum. Nerede bulunuyorsan taksi durağını  arıyorsun ve sana taksinin plakası ve ne kadar ücret ödeyeceğin mesajla geliyor. O yüzden eğer Ukrayanaya  giderseniz , bence varır varmaz bir Ukrayna hattı alın. Metrolarla da ilgili farklı bir şey dikkatimi çekti. İçerisindeki aydınlatma, ince uzun florasan lambalarla yapılıyor.Reklam afişleri ise bizdeki ledler gibi değil.. Bildiğin kağıttan afişler yapıştırmışlar metronun içine.. ..Merkezinde  Savaş müzesi ,tarihi katedarali ve  dev bir termometrenin bulunduğu Termometre Meydanı var. İlk defa kar kürüme aracını burada gördüğümde çok heyecanlanmıştım. Çünkü nerdeyse tüm şehir karlar altında ama insanlar yadırgamadan yürüyorlar ve yerleri  herhangi bir temizleme telaşı da yoktu.Sadece birkaç kadın işçi yolda kürekleriyle karları kürüyorlardı..Bizi Ukrayna da en çok şaşırtan manzara bu oldu. .Kadınlar ellerinde kürekler buz gibi havada kar kürüyorlar.. Lokantalarda çalışanlar, bekçiler, askerler hep kadın…Biraz içim burkuldu açıkçası ve durum bende pek de değer görmedikleri hissi uyandırdı. Demek o yüzden bizim Türk erkeklerine kanıyorlar hemen diye düşünmedim değil..Bu arada  size harika bir lokanta tavsiye etmek istiyorum Termometrenin hemen yakınında Puzata Khata adındaki mekan, üç katlı ve açık büfe ..İstediğin her şeyi aynı yerde bulabiliyorsun ve oldukça zevkli dekore edilmiş sıcak bir mekan.10-15 tl ye de karnını doyurabiliyorsun. Yemeğimizi yedikten sonra Sums’ka Caddesi boyunca yürüyüp, kah dükkanları gezerek, kah manzarayı seyrederek, kah da kar manzarasına nazır kahve içerek Özgürlük meydanına vardık. Burası Avrupanın en büyük sekizinci, dünyanın ise on beşinci büyük meydanıymış. Ukrayna’da  öğleden sonra hava birden ılıklaştı..Lapa lapa yağan karda atmosfer  inanılmaz güzel ve sıcak geldi. .Akşamüstüne doğru insanların sayısı da yavaş yavaş artmaya başladı sanki.. Bebeklerini kızaklarına koyan çiftler, aileler, arkadaşlar… Burada bebek arabalarının kızak şeklinde olması çok güzeldi.. Kıpkırmızı yanaklı beyaz tenli çocuklar ,tam fotoğraflıktı ama kareleyemedim maalesef..
Opera binasının önünden geçerken ,oyuna on dakika kaldığını ve biletin sadece 20 tl olduğunu öğrendim ancak gezimiz henüz bitmediğinden operaya giremedim..Kharkow da içimde kalan ilk şey bu oldu.. Opera binasının hemen karşısında orijinal bir yapı vardı ve yanında bir park.. Parka girdiğimizde akşam olmuştu ve insanlar aileleriyle  sanki bahar ayında ikindi saatlerinde geziyor gibi parkta dolaşıyorlardı.. Şaşkınlık içinde geniş meydana vardığımızda inanılmaz güzel bir manzara ile karşılaştık. .Buz pateni yapan insanlar…Cap canlı bir ışık ve çok güzel bir müzik eşliğinde buz pateni yapan insanlar, bir filmden fırlamış gibi duruyorlardı. Hepimizin şarjı bittiği için burayı kareleyemedik. .Bir saatlik kullanımın 5 tl olduğunu da öğrenince hemen denemek istedik ama 12 ye kadar açık olduğunu öğrenince önce otele gidip, dinlendikten sonra dönelim dedik. Kharkowda ikinci içimde kalan şey de budur.. O gece orada buz pateni yapmayı çok isterdim çünkü dönemedik bir daha…Sabahtan itibaren saat akşam 9 a kadar yürümüştük, üstelik karda yürümüştük. .Otele varınca yorgunluktan sızarım sanıyordum ama duşumu alıp çayımı içince 11 e doğru turp gibi hissettim.. Dışarısı canlı ,ılık ve çok cazip geldi.. Kendimi durduramayıp attım yollara….Otelin kartını da yanıma aldım. .Yürüdüm,yürüdüm,yürüdüm….Ama öyle bir yürümüşüm ki  kendimi buz pistinde buldum. .Süresi dolmak üzereydi , kapanıyordu…Üzülerek dönüş yoluna geçtim. Yürüyecek dermanım kalmadığı içim metro ile dönmek istedim. Otelin kartını çıkarıp bakıcaktım ki,kart yok..Telefonumda dondu kapandı..( Bu konuya dönücem).. Nereye gideceğimi, hangi durakta ineceğimi bilmiyorum ve saat gecenin 12 si. Birine tabii olmak böyle bir şey işte, arkadaşa o kadar güvenmişim ki hangi durakta indiğimize bakmamışım.. Daha doğrusu baksam da hatırlayamıyorum çünkü kiril alfabesi çok farklı.. Aklımda kalmasına ve okumama imkan yok... Metrodaki kadın yardım etmek istiyor ama zerre İngilizce bilmiyor, Ukrayana da kadınlar gerçekten çok tatlı ve kibar.... Bu sırada otelin ve indiğimiz istasyonun çevresindekileri anlatmaya çalışıyorum.. Son birkaç dakika kala birisi anladı beni ve hangi istasyon olduğunu öğrendim…Koşarak metroya bindim ve son metro ile otele döndüm.. Diğer gün de Maksim Gorki Parkında buz gibi ama bir o kadar güzel bir teleferik turu yaptık.. I phone telefonların berbat bir özelliğinden bahsetmek istiyorum. Soğukta kapanıyor.. O yüzden sürekli kapandı..Siz siz olun fotoğraf için I phone marka telefonunuza güvenmeyin .Beni bir çok  kez  yolda bıraktı….…Uçağın kalkmasına birkaç saat kaldığını düşündüğüm bir anda saate baktığımda çok az zamanımızın kaldığını gördük.. Koşa koşa uçağa yetişmeye çalıştık. .Allahtan küçük bir havaalınıydı da girer girmez dış hatlara geçtik..Ama listede adım yoktu..Çekin yapmıştım ve fotoğrafını çekmiştim ama fotoğraf yoktu..Telefonumun hafızası dolduğu için kaydetmemiş .İnternet de olmadığı için mail adresime giremiyorum. Ve uçağın kalkmasına 10 dakika var..Koşarak gişeye gidip yeni bilet bastırmak istedim ancak gişe çoktan kapanmış.. Geri geldim ama kesinlikle uçağa almıyorlar çünkü ne listede ismim , ne de barkodum var. .O sırada Ukrayna hattı olan arkadaş sayesinde  internet erişimini sağladık ve bir şekilde mailim açıldı ve son dakika geçebildim.. Kesin kaldığımı düşünmüştüm. .Çünkü kapıların kapanma süresi çoktan dolmuştu..İlk defa Pegasus ile gitmenin bir faydasını gördüm. THY çok ciddi, kapılar hangi saatte kapanacaksa o saatte kapanıyor..Pegasusu dolmuş diye hep eleştiririz ama sağolsun bizi bekledi ve bindik…Mucize gibi bir şeydi..

7 Temmuz 2017 Cuma

4. GÜN obidus&estoril&caba de roca&sintra

Bu tur ekstraydı ve dünyanın parasını verdik..Bu yazıyı okuyup da turla gidecek arkadaşlara önerimdir,kesinlikle ekstralara katılmayın..Bir şekilde kendi imkanlarınızla gidersiniz..Obidos’a kendi imkanımızla gitme şansımız pek yoktu aslında ama Estoril ve Sintraya otelimizden ve Lizbon merkezden tren geçiyordu..Üstelik 3-4 euro bir şeye..Biz ise 60 euro gibi bir para ödedik..Neyse diyelim ve başlayalım.

OBİDOS

Burası biraz Alaçatı biraz Şirince kokan,  şirin küçük bir köy..