Yine Bir Ayak Macerası

 |
Günün ilk saatleri |
Pazar günü Kastamonu tayfam güzel bir tesadüfle yaşadığım
köye piknik organizasyonu olduğunu söylediler. İstanbul’da bir plan yapmak için
saatlerce önceden kalkan benim için yürüme mesafesinde bir organizasyona
katılmak çok ilginç ve güzeldi..
 |
cumhuriyet köy |

İlkbaharın
yeşilleri ile dolu köyümüzde kızlarla keyifli bir gün geçirmiş, pikniğin bitiş
saatlerine gelmiştik..Tüm gün hiçbir sportif faaliyet yapmadığımdan bari ip
atlayayım dedim...Onlarca kız sırayla iki kişinin salladığı ipte atlıyoruz…Hoplarken
zıplarken değil sakin sakin sırama yürürken ayağım görünmez küçük bir çukura
girdi ve döndü. Gözlerim karardı ve tandık o acı. Hemen anladım, yine aynı şey
olmuştu…Yumuşak doku travması, bağ zedelenmesi
Latincesini de bilemiyorum ama artık uzmanlaştığım bu olayda önce şişme,
sonra on on beş gün istirahat isteyen bir ağrı sonra da altı aylık ince sızı
yaşanıyor. .Bir ömür de dikkat etmek gerekiyor çünkü her an tekrar edebilir. Allahtan
sol ayağım olmuştu da arabayı kullanabiliyordum. Merve cim o gece yanımda kaldı..Ne olur ne olmaz diye bir doktora gidelim ,film
çektirelim dedik.. Sabah hastanenenin o boğucu atmosferinde tekerlekli
sandalyemi Merve kullanırken, nasıl olsa bir bandaj yaparlar diyordum. Hatta o
kadar emindim ki, yanımda bandajımı da götürmüştüm. Iki aydır yaptığım sporuma
artık sadece havuza giderek devam ederim diye düşünüyorken yine alçıya alındı. Hem
de bu defa üç haftalığına.. Bugün on ikilerin pikniği vardı ,yarına dair planlarım..Ramazana üç hafta var ve İstanbul’da gezmek için en
ideal zaman dilimi.. Ve daha da önemlisi hayatımda ilk defa bu kadar diyet
yapmaya ve düzenli spora gitmeye başlamıştım.. Iki aydır gecem gündüzüm bu olay
olduğu için ,zaten gıdım gıdım verdiğim kiloları tekrar alacağım için mi, çaresiz
hissettiğim için mi bilmiyorum inanılmaz üzüldüm. Hastanenin hemen yakınındaki
Paşabahçe Sosyal Tesislerinde ağaçların eteğinde ,boğazın kıyısında, tekerlekli
sandalyenin üstünde ,önümde kahve fincanım ile ağlamaya başladım..
 |
Paşabahçe sosyal tesisleri |
Gözlüklerimin
altından saklamaya çalısssam da resmen boncuk boncuk ağlıyordum...Oldukça komik
bir görüntü olduğunu biliyorum ama elimde değildi.. Sinirlerim bozulmuştu
sanırım...Bir sürü planım yine elimde patlamıştı…Ve deliler gibi yürümek, yüzmek
,gezmek istediğim bir dönemdi.. Geçen yıl bu dönemlerde yine başıma gelmişti
ama böyle sarsılmamıştım.. Hemen internetten kiralık tekerlekli sandalye falan
bakmaya başladım…Sonra şok etkisi geçince etrafıma baktım. İnanılmaz
dinlendirici bir mekanda, arabamın hemen önüne gelen tekerlekli sandalye de
dahil olmak üzere bana hizmet ediliyordu...Bir çok insanın imkan bulup da
gelemeyeceği bir yerde durmuş üç hafta gezemeyeceğim diye mi ağlıyordum.?
Üstelik bu olay yaşanmasaydı akşama kadar okulda olup, tüm haftayı da köyde
geçirecek biri olarak…Beykozdan köye doğru dönerken Polenezköyden geçiyorduk, daha önceden gitmeyi planladığım öğrencilerimin
pikniği hemen yol üstündeydi. Hemen arayıp arabanın girip giremeyeceğini sordum ve piknik alanına sıfır sayılabilecek yere arabamızı bırakabildik bundan da eksik
kalmadık yani. Orada durup bol yeşile nazır ızgaralarımızı yedik..Ve gezemeyeğim
diye gözyaşı döktüğümden beri ikinci cennet köşesine de gelmiştik
2.Gün

Rapor almayı unuttuğumuzdan ikinci gün köyümüzün sağlık
ocağına gitmek için erkenden kalktık.. Yemyeşil doğanın sessizliğinde güneşin
ilk ışıkları, yaprakların üzerindeki çiğ damlalarında kırılıyor ve etraf daha
da bir güzel parlıyordu..Sağlık ocağının bahçesinde beklerken bu dinginlikle
etrafı izledim…Köyün eczanesinde koltuk değnekleri sattığını öğrendiğimiz için
oraya gitmiştik ki,bir müşteri; ‘’ bende fazla var, ne yapsam diyordum ‘’ dedi
ve bir anda koltuk değnekleri geldi.Merve
beni evdeki köşeme bırakıp, çayımı suyumu da sehpaya ayarlayıp ,’çok kalkmayın
yerinizden’ diyerek tembihler ederek okuluna gitti. Ve evde kitaplarımla yalnız
kaldığım zaman garip bir dinginlik çöktü üstüme..Uzun zamandır hiç böyle
ayaklarımı uzatıp oturmadığımı farkettim..Hafta sonları,misafirler ,koşturmaca
,temizlik …hep bir şeyler..Hafta içleri de okul vs. derken ..Kim bilir ne zaman
bu pencerenin kenarında elimle kitapla durdum diye düşündüm ve daldım ‘Puslu
Kıtalar Atlasına’…..
3. Gün


Sabah yalnız uyanınca ,ev dağınıklaşıp yalnızlık çökünce
kendimi Amerikan filmlerindeki kimsesiz inanlar gibi hissettim.Öğrencilerin
pencerenin önünden geçtiklerini görünce de öğlene kendimi okulun bahçesinde
buldum..Ama üst kata çıkmam mümkün olmayınca eve geri dönüp,Merve’nin dönmesini
bekledim..Onu köye yakın bir mesafeden arabayla almaya giderken yollar
inanılmaz güzel geldi…Yemyeşil koridorlardan müzikler eşliğinde geçerken
zorunlu istirahat sürecim keyif veriyordu..
4.Gün
 |
Riva |
Sabah erkenden
kahvaltımızı yapıp ,serin ve yeşil bir mekanda kitap okuma kararı aldık .Riva
yoluna doğru giderken kah dizi setleri, kah piknikçiler, kah orman…Derken bir
cam ocağının önüne geldik. .Ben yıllardır buradan geçerim ama hiç girmek kısmet
olmamıştı.. Hem bir tuvalet molası hem de ziyaret için durduk..
 |
Beykoz da Balık Ekmek |
Burada kendimizi
Avrupalıların filmlerindeki şu villa gibi müstakil evlerinin olduğu bir
kasabada şık bir hobi okulunda hissetmeniz mümkün..Zaten günübirlik 30-40
yaşlarındaki misafir öğrencilerin
görüntüsü de adeta öyle.Yol kenarında küçük bir girişi olan mekan; birkaç
tane atölye,bir tane sergi salonu ve bir
de oturma salonu olan ,ağaçların arasında modern ve tek katlı bir bina. Geniş oturma salonunun ortasında havuz ve değişik cam süslemeler var.Hem
soğuk,hem sıcak hem de modern bir görünüme sahip odanının çevresi boydan boya
geniş cam pencerelerle kaplı olduğundan veranda havası da var. Birşeyler almayı
düşünürseniz baştan söyleyeyim cam süs eşyalar bin iki bin tl gibi muazzam
fiyat etiketlerine sahip Son derece nazik çalışanları arabamı kenara çekti, lavabo
kapıları hemen açıldı. .İnsanımız nerede olursa olsun , koltuk değnekli birine karşı oldukça yardımsever..
Oradan ayrılıp Karadeniz
turu yapıyormuşçasına Riva Sahil’e geldik..Kısa bir göz atıp kitap okumak için
buranın da uygun olmadığına karar verirken, karadenizin sert rüzgarını hissedip
manzarayı da biraz seyrettik.
Beykoz sahile geldiğimizde artık acıkmıştık ve
sahile sıfır park yeri bulmamızın yanında, yine sahile sıfır balıkçı da balık
ekmek yedik.İnanılmaz dingin ve mavi bir deniz ve sıcağa inat serin bir tente
altı..Oradan birer tane Stefan Zweig kitabını bitirmek üzere Beykoz Korusuna
gittik…Doğru çimi bulmak için yaptığımız araştırmalardan sonra ,sakin ve yeşil
bir köşe bulup gün batımına kadar kitaplarımızı okuduk..
5.Gün


Cuma gününe dair tek planım okulda çalışmaktı .Ancak
akşamüstü saat dört gibi okulla ilgili bir iş için Beykoz’gitmem gerekti. Beykoz
a kadar gelmişken bir dinlenme durağı düşündüm ve kendimizi ıki tane köprüye
nazır boğaz manzarasının olduğu otağtepede bulduk.Rumeli
Hisarı,köprüler,yalılar,gemiler,boğaz ve berrak bir gökyüzünde kaybolmaya
başlayan güneş….Kitaplarımızı açıp,kah manzaranın içinde ,kah kitapların içinde
kaybolduk…Ayağımı sakatlayalı beş gün olmuştu ve normal zamanlarda olduğundan
çok fazla ruh doyurucu gezi yapıyordum..Tabiki
sevgili refakatçim olmasa ya da
bu denli uyumlu olmasa böyle güzel olamazdı …
6.Gün
Cumartesi sabah erkenden Merve gitmişti ve ben akşama kadar
kitap,çerez,uyku,televizyon ve baş ağrıları arasında köşemden hemen hemen hiç
kalkmamıştım..Akşamüstüne doğru Allahtan gelecekti..Yoksa yatağa hapsolmuş,
abur cuburlarla örülü bu moddan uzun bir süre çıkamazdım. Mervenin geleceği
saate doğru tek ayağımı sandalyeye koyarak hızlı bir toplanma aşamasından sonra
onu almaya gittim ve dönüşte yine her zamanki gibi, hep önünden geçtiğim ama
daha önce hiç durmadığım bir mekanda durduk..Köyüme yakın,yol kenarında duran ahşap kulübe , yeşillik bir alanda,yine ağaçtan
birkaç masa ve üç kişinin rahatlıkla oturabileceği ağaçtan koltuklar olan çay bahçesi gibi bir yerdi ..Sırtımız
mekana yüzümüz ormana dönecek şekilde en uzak ve en çok esen ve ormanı yukardan
gören bir köşe bulup akşamı burada karşıladık…Tüm günkü miskinlik,baş ağrısı,
yorgunluk..Güzel bir bahar akşamı esintisi hepsini süpürüp götürdü…
7.Gün

Katıldığım bir akademinin Pazar Sabahı boğaz turu vardı..Biz de erkenden kalkıp kendimizi bundan da eksik bırakmadık..Tekne turunun biraz uzaması açlığa ve yorgunluğa sebep olsa da,yeşil ve mavinin buluştuğu boğazı tekneyle dolaşmak bu ayakla yapılabilecek en iyi etkinliklerdendi. Arabayı kız kulesinin karşısına bırakmıştık ve dolmuşla sahile gelmiştik.Ancak şu an o yöne giden araç bulmak zordu ve ayakta da uzun süre duramıyordum.O yüzden genç bir bayan şoföre otostop çekip arabamızın olduğu yeri unuttuğumuzdan ve çok acıktığımızdan Filizler Köftenin önünde durduk.Ve böylece mecburiyetten ya da kısmetten, çok defa gitmeyi düşündüğüm ve gidemediğim bir yere yine gelmiş oldum..Kuzu eti siparişim koyun gibi sert olmasına ve fiyatları porsiyonuna göre fazla olmasına rağmen, kız kulesine nazır manzarası ile serin bir balkon keyfi sunduğundan bize iyi geldi..Ardından Fethi Paşa Korusuna gidip,çimlerinde tüm gün kitap okumayı planlıyorduk. malum sosyal tesislerde tekerlekli sandalye de verdiklerinde koruda gezintiye de çıkabilirdik..Kaç gündür yaptığımız tek plan buydu ama İstanbul'un pazar yoğunluğundan araba park edecek yer dahi bulamayınca planladığımız tek faaliyeti yapamadık .Planladığın tek faaliyeti yapamayıp,planlamadığın onlarca şey yapmak..İşte buna kısmet deniyor sanırım...Biraz önce deniz yoluyla geçtiğimiz yerleri karadan sahil boyu giderek Beykoz'a doğru yoğun trafikte yol aldık..Eve yorgun argın döndüğümüzde İstanbul'da pazar günleri şehir merkezlerinden uzak kalmak gerektiğini bir kere daha hatırlamış olduk. Ama kendimize gelince yerimizde durmadık ve serin ve köy manzaralı akşamüstünde son çaylarımızı yeşile ve maviye nazır içtik.
 |
Reşadiye |
Ve ilginç bir hafta bitti..Ayaklarım sağlam olsaydı ya da bunca şeyi planlasaydım, biliyorum ki kesinlikle yapamazdım ya da bu denli güzel olmazdı...Can Dostum diye bir film var kısmen de olsa onu hatırlattı bana.Tek ayakla ,mükemmel refakatçim sayesinde dünyayı bile gezebilecek enerji ile doldum...Mesele bir şeyler yapabilmek değil, o şeyleri yaparken iyi hissedebilmek...Buna uyum denir ve kolay kolay da nasip olan bir şey değildir...Hayat arkadaşı konusunda maalesef Yüz Yıllık Yalnızlık romanını yazacak kapasiteye sahip olsam da ,şükür ki dostlar ve yol arkadaşları konusunda Allah eksik bırakmıyor..
Ey hayat! ne zaman planlar yapsam elimde patlıyorsun,ve ne zaman elimde patlasan,çaresiz kalsam ve ağlamaya başlasam daha fazlasını veriyorsun..Ve ben hala ve hala unutuyorum söylemeyi o iki kelimeyi..
Öncelikle 'inşallah'
Sonrasında da Elhamdülillah...
Ne olursa olsun,''her şeyde vardır bir hayır ' diyebilmek işte buna inanabilmek...